Arkadaşlar. Hepinize merhaba. Bu benim 2. fanfictionum. İlki “His name is “The Doctor”” idi.(http://www.doctorwho.gen.tr/showthre...-is-The-Doctor)Bu fanfictionumu ilkinin devamı olarak yazıyorum. İlkini okuduktan sonra bunu okursanız daha rahat olur.
1.Killer Couriers
“Pelin uyan artık.”. Beni her sabah uyandıran babamın sesiydi. Annem öldüğünden beri abim ben ve babam beraber yaşıyorduk. Yataktan kalktım ve mutfağa gittim. Babam kahvaltıyı hazırlamıştı. Bana dönerek “Günaydın uyuyan güzel. Saat 12.00’ye kadar uyudun.” dedi. Bana küçük bir kızmışım gibi davranmaya bayılırdı. Birden kendime geldim. Eczaneyi 10.00’da açmalıydım. Hızlıca anahtarları alıp çıktım. Giderken abimle karşılaşmıştım. “Nereye böyle?” dedi sorgular bir tavırla. Cevap vermeden eczaneye koştum.
Geldiğimde kapıda kuyruk olmuştu. Kapıyı açıp içeri girdim. Çok büyük değildi. Üniversite harçlığıyla ve babamın emekli maaşıyla ancak bu kadar olurdu. Bu düşünceleri atıp işe başladım.
Saat 21.00 olmuştu. Son müşteride gitti. Üzerimdeki beyaz önlüğü çıkarıp astım. Anahtarları alıp çıktım. Kapıyı kilitleyip yola koyuldum. Yol çok uzun değildi ev. 2 sokak ötedeydi. Hava zifiri karanlıktı. İlerde dönemeçten sonra caddeye çıkacağım için rahat olmaya çalıştım. Yürürken karşıma ansızın bir duvar çıktı. Karanlıkta yolumu şaşırmış olmalıyım diye düşündüm. Çokta imkansız bir şey değildi. Evimiz şehrin merkezinden çok uzaktı ve tak bağlantı bir caddeydi. 1 kaç adım ileride de küçük, ağaçlık bir bölge vardı. Aslına bakarsak bir şehir için oldukça büyüktü. Arkama dönüp geldiğim yine dönecektim ki diğer yöne döndüğüm an karşıma bir yaratık çıktı. Benden yarım metre daha uzundu. Teni kahverengiydi. Kemikleri gözüküyordu. Başındaki 7 sarı göz vücudunda sürekli yer değiştiriyordu. Ağzı da tıpkı yırtılmış gibi aşırı derece büyüktü. Mekanik bir sesle “Teyit edildi: Düşman.” dedi Başta şoktan ne diyeceğimi bilmedim. Sonra en son beklenen şeyi yaptım. Güldüm. Sonrasında “Tamam. Çok komikti. Bu hangi şaka programı?” dedim ve arkadaki ağaca el salladım. Sonra yaratığa tekrar döndüm. Ağzını inanılmaz derecede açtı. Rahatlıkla bir televizyonu çiğnemeden yutabilirdi. Ağzında hiç diş yoktu ama 6 upuzun dili vardı. Ağzından sarkıp yüzüne yapıştı dilleri. Biraz korkup “Bu beni korkuttu.” dedim. Ağzından metal bir çubuk çıkmaya başladı. Ucu sivri olan kısım dönüyordu ve çubuktan ayrılıp gittikçe yaklaşıyordu. Artık yüzüme değmesi an meselesiyken birden durdu. Titremeye başlayıp devrildi. Arkasından bir adam çıktı. Uzun boyluydu ve gençti. Uzun siyah saçları vardı. Açık kahve bir takım elbise giymişti. Önü açıktı ve içine giydiği çizgili beyaz gömlek gözüküyordu. Boynunda da bir papyon vardı. Elinde ucunda yeşil bir ışık parlayan bir alet vardı. “Sen de kimsin?” dedim. Elindeki aleti ceketinin iç cebine koydu ve “Benim adım Doktor. Asıl sen kimsin?” dedi. Bende “Pelin.” dedim. Sonra “Ona ne yaptın?” dedim. “Bir süreliğine bayılttım. 2 gündür bunları arıyorum. Yapay ve mekanik bir canlı. Bir nevi kurye robotu. Muhtemelen bir Z-9A. Gemileri buraya düşmüş ve taşıdıkları şeyi arıyorlar. Bulana kadar bütün insanları öldürücekler.” dedi. “Gemilerinin buraya düştüğüne emin misin? Düşse fark ederdik.” dedim. O da bana “Gemileri 56 yıl önce düşmüş fakat sistemleri şimdi çalışmaya başlamış. Taşıdıkları şey her neyse biraz önce çalındığı sanıyorlar. Taşıdıkları şeyin ne olduğunu bulup onlara vericem. Sen evine git.” dedi. Sesimi yükseltip “Kesinlikle olmaz. Hayatımı kurtardın. Borcumu ödemem lazım.” dedim. Doktor cevap veremeden yay gibi kıvrılmış ve dönen kırmızı bir ışık üzmesi yandaki duvara çarpıp patlattı. Ardından bir tane daha. Doktor “Eğil!” diye seslendi ikimiz birden eğildik. Gittikçe yaklaşmaya başladılar. Doktor ışıklı aletini çıkardı ve lağım kapağına tuttu. Doktor’a “O ne öyle?” dedim. Hızlıca “Sonik tornavida.” dedi. Kapağı çıkarıp bir kenara bıraktı. Beni içeri girdirdi. Arkasında kendisi indi ve kapağı kapattı.
İçeriyi aydınlatan tek şey Doktorun sonik tornavidasıydı. İçerisi inanılmaz derecede kötü kokuyordu. Yerler ıslak, hava nemliydi. 1 saat kadar yürüdükten sonra hala bir çıkışa ulaşamamıştık. Derken Geniş bir kısma geldik. Doktor’un sonik tornavidası suyun altındaki bir şeyi tetiklemişti. Sudan yeşil ışıklar gelmişti. Sudaki şeyin bir kısmı dışarda, bir kısmı suda ve çoğunluğu tabanı delmiş ve toprağa saplanmıştı. Şekli gelli olmuyordu. Sadece mekanik bir metal yığınıydı. Doktor’a dönüp “Lütfen bana o şeye girmiyeciğimizi söyle.” dedim. Doktor “O şeye girmiycez. Şimdi gel de kapıyı bulalım.” dedi. İçimden “Amma da komik.” diye geçirip Doktor’un peşinden geldim.
10 dakika arayıp kapıyı bulamayınca en geniş boşluktan içeri daldık. İçerisi daha iyi durumdaydı. Duvarlar siyahtı ve tepede beyaz lambalar vardı. Zemin da hafif yana yatmıştı. Ön uçtaki odadan içeri girdik. İçerde 2 tane yaratık vardı. Ağızlarından çıkan aletle panele kaynak yapıyorlardı. İçeri bir adım atmıştık ki biri hızla bize dönüp “Teyit edildi: Düşman.” dedi. Bunu demesiyle yandaki kapıdan birkaç yaratık daha geldi ve “Düşman.” diye sırayla tekrar ettiler. Ağızlarındaki aletleri bize doğrulttular. Doktor sonik tornavidasını çıkardı. Çalıştırmasından sonra alet elektriklenmeye başladı. Aynı şekilde robotlarda elektriklenip yavaşça devrildiler. Doktor hızla panele koştu. Önce sonik tornavidayı tuttu fakat deminki olaydan çok yorulmuş olucak ki çalışmadı. Doktor elle çalıştırmaya başladı. Ekranda siyah üzerine yeşil çizgiler şeklinde basitçe bir fiziki harita belirdi. Yuvarlak bir ışık ağaçlık alanı işaret ediyordu. Doktor bana dönüp “Gitme zamanı.” dedi. Beraber dışarı çıktık. İçeri girdiğimiz kapaktan dışarı çıktık. Koşarak ağaçlık alan gittik. Etrafı aramaya başladık. Bir ağacın tepesinde metal bir silindir fark ettim. Doktoru dürtükledim. Ağaca bakıp tırmanmaya başladı. Silindiri alıp aşağı indi. “İşte bu iyi oldu. Bir aktarıcı taşıyorlarmış. Bununla gemilerini geldikleri yöre gönderebilirim. Fakat hepsi gemide olmalı.” dedi. Sonra bana dönüp “Gel benimle. Sana bir şey göstericem.” dedi. Ağaçlık alanın bittiği yere geldik. Karşımızda mavi bir telefon kulübesi vardı. Üzerinde “Police Box” yazıyordu. İçeri girmemi işaret etti. İçeri girdim.
İçi dışına göre katlarca daha genişti. Merkezde bir panel ve ortasında içinde şeffaf küreler olan bir boru vardı. Doktor silindiri bir boşluğun içine sokuşturdu. Asılı bir ekranı indirip baktıktan sonra tuşlara basmaya başladı. Ekrandaki noktalar sırayla bir yerde toplanıyordu. Ardında bana dönüp “Bu biraz sarsıcak” dedi ve kolu indirdi. İçerisi sertçe sarsılmaya başladı. Dışardaki ağaçların birçoğu devrildi. Kanalizasyon birçok yerde çöktü. Ardından sarsıntı durdu. Doktor “Sanırım eve gidiceksin.” dedi. “Başka bir fikrin mi var?” dedim. “Bunun adı TARDIS. Bir uzay gemisi. Hem zamanda hem de uzayda yolculuk edebiliyor. Düşündüm ki.” derken sözünü kesip “Seninle gelebileceğimi düşündün. Tamam. Neden olmasın?” dedim. Doktor “Tamam o zaman.” dedi ve TARDIS’i çalıştırmaya başladı. Ardından bana dönüp “Gidiyoruz!” dedi.Normalde daha uzun yazardım.
Bu biraz kısa oldu. Baştan uzun yazıp sizi sıkmak ve kaçırmak istemedim. İngilizce balık yapmam sorun yaratıyorsa söyliyin türkçe yazıyim.





Alıntı Yaparak Cevapla



)




Bu Sayfayı Paylaş