Osmaaan, son iki bölümün yorumunu birlikte yapayım ^^
Gerçi öncekini sana söylemiştim ama olsun.
Uzun cümleler kurman ama akıcılığı kaybetmemen çok iyi olur hikayen için.
Bir de, karakterleri olduğu gibi yansıtmaya çalışsan daha iyi olur.
Yine harika bir bölümdü
Diğer bölümü, özellikle de "7.yi" iple çekiyorum haberin olsun.
Sinek dokuzlusu. Kupa kızı.
Maça onlusu...
"Arya" dedi fısıltı gibi...
Size söz verdiği için geleceğini sanıp beklemeye devam edersiniz. Çünkü o sizin için geleceğine dair söz verdiğinde, siz de dile getirilmemiş bir söz verirsiniz ona. Bekleyeceğinize dair...
Dün akşam bilgisayarı açamadım o yüzden yorumum geç oldu kusura bakma. şuan okula gitmeme yarım saat var bende dayanamayıp nih'in ve senin hikayelerini okuyorumherneyse yine çok mükemmel bir bölüm devamını sabırsızlıkla bekliyorum ama şimdiden söyleyeyim artık eskisi gibi sık okuyamam sadece hafta sonları açabilirim çünkü bilgisayarı o yüzden geç yorum yazarsam kusuruma bakmazsın artık
Doktor’la bana neler olduğunu tartışıyorduk. “Yoğun bir enerji hissettim. Ardından…” diyordum ki Doktor devamını getirdi: “Ardından bedenin silinmeye başladı.”. “Evet. Ve de gözümü açıp kapadığımda başka bir yerde olduğumu fark ettim.” diye ekledim. “Başka bir şey olmadı mı? İyi düşün bu önemli.” dedi Doktor konsolun yanında dikilirken. “Kasabada başıma geldiğinde TARDIS’in konsolu gözümün önüne geldi. Ayrıca kolyemde bir şeyler oldu. Hareketlenmeye başladı.” dedim Kolyemi gösterirken.”Bakabilir miyim?” diye sordu Doktor. Kolyeyi çıkardım ve Doktor’a verdim. Önce tornavidasıyla kontrol etmeye yeltendi ama anında tornavidadan kıvılcımlar çıktı. Bana bakıp “Şey… Bu…” diye geveledi. Ardından tornavidayı TARDIS’in konsolunda bir yere yerleştirdi. Sonra kolyeyi TARDIS’e tarattı. Ekranda kolyeyle ilgili bir şey görünmüyordu. “Sanırım kolyedeki yazıya odaklandığı için sonuç vermiyor.” dedi Doktor. Kolyeyi bana uzattı. Boynuma taktım ve gömleğimin altına koydum. Doktor’un kafası gerçekten karışmıştı.
TARDIS’te sessizlik hâkimken birden TARDIS kendi rotasını çizdi ve bir noktaya doğru hiçbir kullanıcısı olmadan hareket etmeye başladı. Sallanıyorduk. Doktor ekrana baktı ve bana dönüp “Bir şeye dokunmadın değil mi?” diye sordu. “Dokunmadım!” diye karşılık verdim. Düşmemek için konsola tutundum. Bu sırada TARDIS durdu. Önce Doktor dışarıya kafasını uzatıp bir göz attı. Sonra da gelmemi söyledi. TARDIS bir çıkmaz sokakta duruyordu. İki binanın arasındaki bir çıkmaz sokaktaydık. Etrafta kimse görünmüyordu. Fakat sokağın girişinde akan trafiği görebiliyordunuz. Doktor TARDIS’i kilitledi ve caddeye çıktık. “Aslında bunu her zaman yapmaz.” dedi Doktor. Bu konuda yorum yapmadım.
Caddede yürümeye başladık. Arabalar yeşil ışık yanınca ilerlerken “Bizi neden buraya getirdi ki? Farklı bir şey göremiyorum.” dedim. Doktor karşıdaki “POLİS” tabelalı binayı işaret etti ve “Baksana neden bu kadar sıra var?” diye sordu. Gerçekten binanın önünde bir kalabalık vardı. Karşıya geçtik ve ne olduğunu öğrenmek için kalabalığa karıştık.
Kalabalıkta her kafadan bir ses çıkıyordu. Bir şey anlamak mümkün değildi. Deri ceketli bir adamın yanında durduk. “Merhaba.” dedi Doktor. Adam önce ikimizi süzdü, ardından Doktor’a dönüp “Merhaba dostum.” dedi. Ardından bağırmaya devam etti. “Acaba bu kalabalığın neyi beklediğini sorabilir miyim?” dedi Doktor. Adam yanıt vermek üzereyken binanın kapısından polis üniformalı bir adam çıktı ve “Kayıp araçlar için gelenler! Lütfen iki gün sonra gelin! Soruşturma herkes için ayrı ayrı değil, şikayetler dikkate alınarak toplu yürütülmektedir!” diyerek binaya geri döndü. Kalabalıktan itiraz sesleri ve küfürler yükseldi. Fakat dağılmaya başladılar. Yanımızdaki adam “Dün gece tek bir mahalledeki tüm araçlar çalındı.” dedi yürümeye başlarken. Biz de adamın yanında yürümeye başladık. “Nasıl yani tümü mü?” diye sordum adama. “Evet. Tümü. Gördüğüm en büyük hırsızlık!” dedi hiddetle. Doktor, “Tam olarak nerede demiştiniz?” diye sordu. Adam, buraya yakın olduğunu, onu takip etmemizi söyledi.
Gerçekten de park edilmiş hiçbir araba yoktu. Adam bize araçların kaybolduğu bölgeyi gösterdi. Ardından motorunu çalanlarla ilgili şeyler söyleyerek evine doğru ilerledi. “Hepsini nasıl çalabilirler ki?” diye sordum. “Bunu yapmak için birçok yöntem var. Fakat asıl olay bu yöntemlerin pek insanlara uymaması ve eğer bu hırsızlık bir insan elinden çıktıysa araçların çıkardığı gürültünün duyulmaması.” diye yanıt verdi Doktor. “Güzel nokta ama duyulmadığını nereden… Bir dakika elbette duyulmadı duyulsa birileri fark ederdi ve hepsini bir gecede çalmaya yeltenemezlerdi.” dedim. “Aynen öyle. Şu motoru çalınan adam bize çok fazla ayrıntı vermedi. Birilerine sorsak mı? Ne dersin?” diye bir teklif sundu Doktor. Teklifi kabul ettim. Saat 19.30 civarı bir evin kapısını çaldık. Kapıyı küçük, sarı saçlı bir çocuk açtı. Bizi görmesiyle kapıyı kapatması bir oldu. Ardından annesine seslendiğini duyduk. Annesini çok komik bir şekilde çağırmıştı. Onun taklidini yaptım. Doktor gülerek dirseğiyle beni dürttü. O sırada annesi olduğunu düşündüğüm sarı saçlı, beyaz tenli ürkek gibi görünen gözlüklü bir kadın kapıyı açtı. Doktor selam verdi. Ardından “Ben John Smith. Gördüğünüz gibi…” derken psişik kâğıdını çıkardı ve “…polisim. Bu da çaylak…” derken sözünü tamamlamak için “Dave Smith.” dedim. “Çalınan araçlar ile ilgili olarak size bazı sorular sormak istiyoruz. Uygun musunuz acaba?” diye sordu Doktor. Kadın gayet rahat bir şekilde “Elbette! Sonunda birileri ilgilendi!” dedi ve bizi içeri davet etti. Masaya geçebileceğimizi söyledi. Kapıyı açan çocuk ve yanındaki kız televizyon izliyorlardı. Biz masaya geçerken kadın çocuklara televizyonun sesini biraz kısmalarını söyledi. Ardından masanın kenarında duran bir sandalyeye oturdu.
Doktor bana kâğıt ve kalem uzattı. Söylenenleri yazıyormuş gibi görünmem gerekiyordu. Kadın içecek ya da yiyecek bir şeyler isteyip istemediğimizi sordu. İstemediğimizi söyledik. Doktor, soru-cevap şeklinde gideceğimizi söyledi ve “Olay ne zaman oldu?” diye sordu. “Tam zamanını bilmiyorum. Dün gece saat bir gibi yattığımda arabalar yerlerindeydi. Ama sabah uyandığımda gitmişlerdi. Yaklaşık sekiz buçuk gibi uyandım.” diye yanıt verdi kadın gözlüğünü düzelterek. Kâğıda bir şeyler karaladım ama kadının dediklerini yazmama gerek yoktu. Doktor, “Pekâlâ, hiç araba ya da bir motor sesi duydunuz mu?” diye sordu bu sefer. Kadın bir an heyecanlanarak “İşte sorun da orada! O kadar araba çalındı ama ben ve komşularım seslerini duymadık bile! Siz polisler de bizimle kamera kayıtlarını paylaşmıyorsunuz zaten.” dedi. Doktor bunu ilginç bularak “Paylaşmıyorlar mı? Yani paylaşmıyor muyuz? Evet, elbette paylaşmıyoruz. Kayıtlar gizlidir. Şey… Hangi kameraları demiştiniz?” dedi. Duruma el atarak “Sokak lambalarındakiler elbette.” dedim. Kadın söylediğimi onayladı. Bu sefer ben de “Hiç ilginç, daha önceki gecelerde olmayan bir şey oldu mu?” diye sordum. Kadın, “Hayır olmadı. Son dört gündür her gece elektriklerimiz kesiliyor. Ama sadece bu mahallede olmuyor. Komşu mahallenin de elektrikleri kesiliyor.” diye yanıt verdi. Doktor nu yanıttan sonra “Çok teşekkürler Bayan…” diye söze başladı ve kadın “Watson.” diyerek tamamladı. “Söyledikleriniz çok yararlı oldu Bayan Watson. En kısa sürede olay çözülecektir.” diyen Doktor kadına iyi geceler diledi ve Bayan Watson bu anlattıklarının çok kısa olduğunu söylerken onunla tokalaşıp evden çıktık.
TARDIS’e kadar yürüdük. “TARDIS güvenlik kameralarına erişebilir ve neler olduğunu görebiliriz.” dedi Doktor. Ardından TARDIS tekrar iniş yaptı. “Şimdi neredeyiz?” diye sordum. “Bir garajda. Kameralar görüntüleri kablolarla değil de sinyal göndererek yapıyor. Sinyale ne kadar yakın olursak şifrelemeyi o kadar kolay çözeriz. Ne de olsa yayınlar herkese açık değil.” diye yanıt verdi. Ardından konsoldaki bazı tuşlara bastı ve ekrana baktı. “21 Temmuz 2009 Salı.” dedi. Ekranda mahalleyi görebiliyordunuz. Doktor kayıt dosyalarına erişebilmişti. Arabalar yerli yerindeydi. Saatlerce aynı görüntüyü izlemek gibi bir niyetim yoktu. “Biraz ileri sarsak olmaz mı?” diye sordum. Doktor kaydı ileri sardı. Yoldan geçen arabalar dışında bir hareket yoktu. Birden görüntü karıncalandı. Normale döndüğünde araçlar kaybolmuştu. Heyecanla “Gördün mü?” diye sordum. “Evet, evet. Bir saniye.” dedi ve karıncalanmadan birkaç dakika öncesine görüntüyü geri sardı. Tekrar her şey normal gibiydi. Araçlar yerindeydi. Sonra karıncalandı ve görüntü geri geldiğinde tüm araçlar ortadan kaybolmuştu. “Elektrik kesintisi olabilir.” dedim. “Hayır. Kameraların kendi enerji kaynakları var, şebekeye bağlı değiller. Bu karıncalanmaya başka bir şey sebep oldu.” dedi. “Saniyesinde yaklaşık 20 arabayı ışınlayacak kadar güçlü bir şey olabilir.” diye yanıt verdi Doktor.
Işınlama teorisi mümkün görünüyordu. “Eğer gerçekten araçları ışınladılarsa onları takip edebilir miyiz?” dedim. “Elbette. Kim ya da ne olduklarını görebiliriz. Karıncalanma 03.52’de oluyor. O ana kadar bir şey görünmüyor. O halde 21 Temmuz 03.50’ye gidiyoruz!” dedi ve TARDIS aynı garajda kalacak şekilde Doktor’un söylediği tarihe gittik. TARDIS’ten çıktık. Garajın ışıkları kapalıydı. Garaj kapısını “sessizce” kaldırıp bir çalılığa saklandık. “Burada bizi görmeyeceklerinden emin misin?” diye sordum. Yanıt vermedi. “Ve… İşte 03.52!” dedi ve ikimiz de kafamızı çalılıktan uzattık. Tam da 03.52’de sokağın ortasında hava asılı duran ve yeşil ışık saçan küre belirdi. Küre olduğu yerde hareket ediyor gibiydi. Bazen bir uzantısı çıkıyor, yay şeklini alıyor ve küre ile yeniden bütünleşiyordu. Güneş’teki bazı patlamalar gibi. Küre ortaya çıktıktan neredeyse bir ya da iki saniye sonra arabalar ardında beyaz bir ışık bırakarak yok oldular. Doktor’a dönüp “TARDIS’e geç, kameranın yayınını durdur ve sana söylediğimde hemen akışı devam ettir. Kameraya yakalanamayız ve de ışınlanma yolunu takip edebilmemiz için çabuk olmalıyız.” dedim. “Güzel fikir.” dedi ve hemen TARDIS’e ilerledi birkaç saniye bekledim ve Doktor tornavidama sinyal göndererek beyaz bir şekilde parıldamasına neden oldu. Hemen en yakındaki aracın olması gereken yere gittim, Tornavidamdaki çarklar bu sefer kendiliğinden döndü ve ben sadece düğmeye bastım. Yoğun enerjiden dolayı böyle davrandığını düşündüm. Işınlanma yolunu yakaladım ve TARDIS’e aktarmak için koşturdum. Doktor tornavidamı bir hazneye yerleştirdi ve TARDIS ışınlanma yoluna odaklandı. Ardından iniş yaptık ve hemen dışarıya çıktık. Konteynırların olduğu devasa bir liman deposunda gibiydik. Hiç kimse ortalıkta görünmüyordu. Doktor TARDIS’in yanında dururken hızlı bir şekilde ileri atıldım ve etrafa göz attım. Bomboştu. Hiçbir şey görünmüyordu. Sessizdi. Doktor sessizliği “Arkhew! Tuzak! Çabuk geri dön!” diyerek bozdu.
Bir anda bir tuzağın ortasında olduğumuzu duyarak TARDIS’e doğru topuklamaya başladım. Tam içeri girdim ki arkamdan gelen patlama sesini duydum ve TARDIS’in zeminine düştüm. Doktor da sarsıldı ve konsola sıkıca tutundu. Sarsıntı devam ediyordu. Merdivene tutunup ayağa kalktım ve sarsıntı durdu. “Şimdi güvendeyiz.” dedi Doktor nefes nefese.”İyi misin?” diye sordu. “Evet. İyiyim. Bu da neydi? O küre neyin nesiydi? Bunu kim yaptı? Kim bizi öldürmeye çalıştı?” diye ard arda sordum. Doktor TARDIS’e döndü ve “Bizi takip eden birileri yaptı. O küreyi daha önce görmemiştim. Canlı olabilir. Ayrıca ışınlanma yolunu kaybettik. Çıkmaz sokak. Aslında çıkmaz sokak değil, her şeyin patladığı bir depoya çıktı!” dedi. Çıkmaz sokak değildi. “Bir dakika. Kimse ortalıkta yoktu. Aynı ışınlanma yolunu kullanarak ikinci kez yolculuk yaptılarsa? Patlamadan öncesine dönüp yolu tekrardan takip edebiliriz!” dedim. Doktor’un aklına yatmış gibiydi ama “Aslında buna gerek yok. Aynı ışınlanma yolu üzerinden bu kadar kısa süre geçtiği ve ışınlanan şeylerin oldukça fazla olduğu için bir kilometrekarelik alanın dışına çıkamazlar.” dedi. “O zaman enerji dalgalanmalarına bakalım.” dedim ekranın başına geçerken. Doktor da ekranın karşısına geçti fakat hiçbir dalgalanma bulamadı. Bu sefer yolu tamamen kaybetmiştik. “Büyük ihtimalle yolunu takip ettiğin araba buraya, diğerleri ise başka bir durağa yol aldı.” dedi iç çekerek.
O gördüğümüz kürenin ne olduğu hakkında fikir yürütemiyorduk. Çok büyük bir enerji kaynağı olduğu kesindi. Arabalar ışınlanırken sadece o etrafta göründü. Tüm araçları tek başına ışınlamış olabilir miydi? Polislerin bir açıklama yapabileceğini düşünerek “İki gün sonra gelin!” dedikleri zamanın denk geldiği tarihe, 23 Temmuz’a gittik. Kalabalık toplanmıştı. Bu sefer herkes sessizce açıklamayı bekliyordu. Beklenen açıklama aynı polis memurundan geldi: “Araştırma sonuçlanmış, suçlu bulunmuştur. Şimdi sorgulanmak için buraya getirilmektedir.” Haber spikeri gibi duyuru yapması hoşuma gitmemişti. Sanki reklam yapıyor gibiydi. Hem de bizim “üstün” teknolojimizle takip edemediğimiz suçluyu iki günde nasıl bulmuşlardı? Yanlış olan bir şeyler vardı. O “reklamını” yaptıktan yaklaşık beş dakika sonra bir araç binaya yanaştı ve elleri kelepçeli, gözleri seğiren suçlu binaya girdi. Başını önüne eğmişti. Kalabalıktan geçerken halk onu tekmelemeye, ona yumruk atmaya başladı. Bir arbede çıkmıştı. Bu yoğunlukta içeri giremeyeceğimizi ve suçlunun sorgusunu kaçıracağımızı fark eden Doktor “Haydi gel filmi ön sıradan izleyelim. TARDIS’i binaya park edelim ne dersin?” dedi ve hızlı bir şekilde karşıya geçmek için yeltendi. Bu sırada suçlu binaya girmişti Doktor’la tam kaşıya geçip ara sokakta duran TARDIS’e geldiğimiz anda kulakları sağır edebilecek bir patlamayla sarsıldık. Polis binası havaya uçmuştu. Doktor’la birbirimize baktık. Birileri bizi patlatmaya çalışmıştı. Şimdi gördüğümüz şey “yanlış zamanlama” idi.
Haberlerde saldırıdan dolayı ölen birçok insan olduğu duyuruldu. Halbuki sadece iki kişiyi hedef almış olma ihtimali vardı. Beni ve Doktor’u. Fakat yine de bizim yanımızda birçok insan hayatını kaybedecekti. “Amaçları bizi öldürmek olmayabilir. Bizi korkutmaya çalışıyor olabilirler.” dedi Doktor bir bankta otururken. “Bu kadar insanı bizi korkutmak için mi öldürdüler yani? Bu çok mu mantıklı?” dedim bunu canice bularak. “Hayır. Bizi korkutmak için değil. Yani “sadece” bizi korkutmak için değil. Anladın mı?” dedi Doktor. Anlamıştım. Ama hala bu olayı canice buluyordum. “Evet.” dedim ve bir süre sessiz kalarak öğle vakti parkta oynayan çocukları izledik. “Peki ya TARDIS? Bizi buraya neden getirdi?” diye sordum gözüm hala oynayan çocuklardayken. Doktor bana döndü “Doğru diyorsun, neden? Ölmemiz için olmadığı kesin ama belki bize bir şey göstermeye çalışıyordur.” dedi. “Bizim için bu kadar insanın öldüğünü ve bizim bir şey yapamadığımızı mı?” dedim sertçe. “Elbette hayır. Dünya’nın bu zamana kadarki tarihinde insanlar hep birbirlerini öldürdü. Her zaman her yerde olup olayları değiştiremem. Sen de değiştiremezsin, başka bir Zaman Lordu da. Bazı şeyler canlıların doğasındadır. Belki de Dünya’da şu anda bunun gibi birçok olay gerçekleşiyordur. Şimdi kendini suçlamayı bırak ve…” diye sertçe yanıt veren Doktor sözünü bir çarpma sesiyle kesmek zorunda kaldı. Çok güçlü bir sesti. Ses, oturduğumuz parkın kenarında bulunduğu caddeden geliyordu.
Bir araba, bir mağazanın vitrinine bodoslama dalmıştı. Doktor’la hemen ne olduğunu görebilmek için kaza yerine ilerledik. Arabadan “Yardım edin!” diye bir çığlık yükseldi. Ön koltukta oturan adamın yanına gittim, kapıyı açtım ve adamı çıkarmak için kolundan tuttum. Doktor da onun yanında oturan adam için aynısı yaptı. Birden çıkarttığım adamın o “reklam” yapan polis olduğunu fark ettim. Gülüyordu. Ellerini aniden kulaklarıma götürdü ve birden bulunduğumuz mekân değişti. Bir hurdalıktaydık. Hava karanlıktı. Karşımdaki adam beni itti ve ben düşerken ortadan kayboldu. Doktor da yerde yatıyordu. Bana döndü ve “Tuzak. Üçüncü kez.” dedi. Ayağa kalktı ve benim de kalkmama yardım etti. Bir hurdalıktaydık. Doktor tornavidasını çıkardı ve etrafı taradı. Ardından çıkan sonuç onun kafasını karıştırmış gibi “Sanırım araçların nereye getirildiğini bulduk. Ama bu enerjiyi nasıl gizlediler?” dedi. “Gizlemediler. Zaman farkı Doktor. Biz depodayken, patlamanın ardından hemen etrafı taradık. Tahmin ediyorum ki şu anda o patlayan depoya yakınız. Fakat farklı bir zamandayız. Anlatabildim mi? Karşımızdakiler kim bilmiyorum ama sadece mekânlar arası ışınlanmıyorlar. Zamanda da yolculuk yapabiliyorlar. “ diye açıklama yaptım. “TARDIS bunu fark etmemizi istiyordu.” dedi Doktor “Şimdi anlıyorum!” dercesine.
Hurdalıkta kimse görünmüyordu. Üst üste yığılmış arabalara dönüp “Yanılıyor muyum?” diye sordum. Yanıt gelmedi. Fakat karşımızda iki insan belirdi. Gözleri ve ağızları yeşil bir ışık yayıyordu. Tıpkı hastanede gördüklerimiz gibi. Benim kurtardığım karakolda gördüğümüz polisti. Doktor’un kurtardığı ise arabadan inen, çalınan araçların sorumlusu olduğu söylenen suçluydu. Fakat şimdi ikisi de karşımızda duruyorlardı. O patlamadan kurtulmaları olası görünmüyordu. Tıslar gibi bir sesle “Yanılmıyorsun.” dedi biri. Doktor da onları tanımıştı. “Bunlara siz mi yol açtınız? Depoyu siz mi patlattınız? Aynı şekilde karakolu da? Durun tahmin edeyim o kaza bile sahteydi değil mi?” dedi. Karşımızdakiler gülmeye başladı. Polis olan “Evet.” dedi aynı ses tonuyla. “Neden?” dedim. “Gerçekten soruyor musun? Elbette ki dikkatinizi çekmek için. Elbette ki gerçek gücümüzü biraz da olsa anlayabilmeniz için!” dedi Doktor’un kurtulmasına yardım ettiği adam. “Kimin gerçek gücünden bahsediyorsun? Siz kim oluyorsunuz?” dedi Doktor sinirlenerek. Bu çıkışın ardından karşımızdaki insanlar güçlü bir şekilde parıldamaya başladılar. Birden bedenleri bunu kaldıramadı ve toza döndüler. Geriye kalanlar arabalar çalınırken de gördüğümüz o kürelerdi.
Küreler havada döndüler ve bütünleştiler. “Biz, gözetleriz. Zamanı, evreni ve yaşayanları gözetleriz. Kim olduğumuz önemli değil. Yapacağımız şey önemli.” dediler insan hallerinden daha kalın bir sesle. “Arabaları çalmak mı önemli?” dedi Doktor. “Hayır! Her şey bir planın parçası. Her adımda hazırlıklar tamamlanıyor. Evrim yaklaşıyor Doktor!” dediler son bir kez parlayıp yok olmadan önce. Doktor’a döndüm ve sadece “Evrim.” dedim. Başıyla onayladı. Birden yer sallanmaya başladı. Sarsıntının kaynağını fark etmek kolaydı. Kaynak hurda araçların oluşturduğu yüksek tepeydi. Arabalar tepenin üstünden yuvarlanmaya başladı. Bize doğru gelmiyorlardı. Biz tepeden uzaktık. Birkaç araba yuvarlandıktan sonra sarsıntı durdu.
“Doktor?” dedim ve tam da o sırada tepedeki tüm araçlar etrafa saçıldı. Bazıları metrelerce yükseğe tırmandı. “Yere yat!” diye bağırdı Doktor. Anında yere yattım. Arabalar, motorlar, her şey havaya uçuyordu. Buna neden olan şey karşımızdaydı. Devasa bir örümcek gibi görünüyordu. Fakat aslında ortası bir çemberden çıkan kollara sahip mekanik bir yapıydı. Çok büyüktü. Mekanik kolları onun bir örümcek gibi hareket etmesini sağlıyordu. Fakat geniş çember boştu. Çemberden çıkan mekanik kollar bize uzandı. “Koş! Çabuk!” diye bağırdı Doktor ve bu mekanik robottan kaçmaya başladık. Oldukça hızlıydı fakat ortaya çıktığı tepe hurdalıktaki tek hurda tepesi değildi. Bu yüzden Hareket etmekte güçlük çekiyor, boyundan dolayı tepelere çarpıyor ve yavaşlıyordu. Elbette bu başka tepelerin dağılmasına neden oluyordu. Biz tam gaz koşuyorduk fakat mekanik yapı bizden daha hızlıydı. Mekanik kollarıyla yolumuzu kesip bizi sıkıştırdı. Mekanik kollarının arasında, çemberin hem ortasındaydık. Çemberin üzerindeki bazı noktalar parıldamaya başladı. Ardından kollar çemberin etrafında dönmeye başladı. Çember sabitti fakat kollar hareket halindeydi. Çemberin ortasında o kürelerden biri göründü. Ne olduğu hakkında bir fikir yürütemiyordum. Hem mekanik kolların dönmesinden hem de başıma aniden giren ağrıdan dolayı yere kapaklandım. Doktor “Arkhew! Ne oluyor?” diye bağırdı ve beni kaldırmaya çalıştı. Makine korkunç, kulakları sağır edebilecek bir ses çıkarmaya başladı. Çemberin ortasındaki küre daha güçlü parıldayıp daha fazla enerji yaymaya başladı. Gözümün önüne kasabada olduğu gibi TARDIS’in konsolu geldi. Bu sefer tamamen odaklandım. Boynumdaki kolyemin tekrar hareketlenmeye başladığını fark ettim. Sanki onsa bir şey söylemem için bekliyordu. Sanki beni dinliyordu. O anda aklıma gelen tek şeyi söyledim: “Gel.” Ardından gözlerim karardı.
Gözlerimi açtığımda karşımda Doktor’u gördüm. “Hey!” dedi gülümseyerek. TARDIS’teydik. Etrafa baktım. Koltukta oturuyordum. “Selam.” dedim. Başımın ağrısı geçmişti. “Ne oldu?” diye sordum. Doktor konsola dönüp “TARDIS bu sefer bizden bağımsız hareket etti. Ne dersin?” dedi. Sonunu bana dönerek söylemişti. TARDIS’in çağrıma yanıt verdiğini Doktor’a söylemedim. “Nasıl yani TARDIS mi?” diyebildim. Doktor yeniden gülümseyip “Evet aynen öyle.” dedi. “Doktor, o şey neydi? O mekanik olan. Elbette o küre olanı da soruyorum. Hastanede karşımıza çıkanları yani.” dedim doğrularak. “O çaldıkları araçlarla gördüğümüz makineyi oluşturdular. Elektrik kesintileri de makineyi oluşturmak için kullandıkları enerjiden kaynaklanıyor olabilir. Tam olarak nasıl yaptıklarını, makinenin ne işe yaradığını ve en önemlisi kim olduklarını öğrenmemiz için daha doğru zaman gelmedi anlaşılan.” dedi Doktor ciddi bir ses tonuyla. Bu “Bilmiyorum.” demenin başka bir yoluydu. “Fakat senin bana söylediğin mesajı düşündüm. Şu “Anahtar evrimi engelleyecek” mesajını.” dedi Doktor. “Düşündün ve?..” dedim devamını bekleyerek. “Denememiz gerektiğini düşündüm. Anahtarın peşine düşmeliyiz.” dedi Doktor kararlı bir ses tonuyla. Bunu söylemesini bekliyordum. Söylemese bile eninde sonunda ona bu fikri sunacaktım. Fakat nereden başlayacağımızı, neyi takip edeceğimizi ve en basiti anahtarın neye benzediğini bilmiyorduk. Tam olarak ne olduğunu bilmesek de biz, zaman ve uzayda sürüklenirken bir şey, evrim peşimizden geliyordu. Ve bu evrimi engelleyecek tek şey anahtar olabilirdi.
-Bölüm 1'i "Sayfa 2"de bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
-Bölüm 2'yi "Sayfa 5"te bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
-Bölüm 3'ü "Sayfa 6'"da bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
-Bölüm 4'ü "Sayfa 8" de bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
-Bölüm 5'i "Sayfa 10"da bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
-Bölüm 6'yı "Sayfa 11"de bulabilirsiniz. Gitmek için tıklayınız...
way way way çok güzel keşke donnayıda iyileştirmeinin bir yolunu bulsan mesela bunlar bi yere gidiyo martha ile fln sonra jack geliyo amy ile rory ile fln beraber hatta mesela bunlar rory amy ile fln giderken donna karşıdan gelcek fln doc onu görcek koşçaklar geç kalıcak torhwooddan yardım fln çok gaza geldim kendim mi yazsam ya
Bu Sayfayı Paylaş