"Demons run when a good man goes to war.
Night will fall and drown the sun
When a good man goes to war.
Friendship dies and true love lies,
Night will fall and the dark will rise
When a good man goes to war..."
Görünenin Ardındaki Sır Perdesini Aralayın...
Mavi Kutunun Gölgesinde




Heycanla bekliyorum!![]()
Doktor Kim:Günlere Dönüş... Okumak için sabırsızlandığını biliyorum
Lauren Cooper: Are you the Doctor?
Mr Logan: Doctor who?!. I don't know what are you talking about.
Lauren Cooper: You look like Doctor Who though.
Lauren Cooper: I think you are a 945 year old Timelord.
Mr Logan: Listen!
Lauren Cooper: Did you just pitch up for Mars?
Mr Logan: You're ridicoulous
Lauren Cooper: And your house... is it bigger on the inside?
bekliyorum
Ölümde buldum ölümsüzlüğü
Her ışık bir gün söner ve bittiği yerde daima karanlık vardır.
Giriş bölümünün ardından hikayenin ilk bölümü:
-Muayene- Bölüm 1
“Hazır mısın?” dedi Amy sırt çantasının fermuarını çekerken. Yıllardır beklediğim ve yaklaşık 2 aydır hazırlandığım buluşma zamanının gelmesine rağmen endişeliydim. Sadece “Evet.” dedim. Rory elindeki bardağı tezgâha koyup “Peki ya nasıl yapacaksın? Onu nasıl çağıracaksın?” diye sordu. Ben de büyük bir hevesle anlatmaya başladım “TARDIS’in hangi zamanda ve nerede olduğunu bilemesek de TARDIS arkasında telefon numarası gibi sabit bir sinyal bırakır. Aslında tam olarak sinyal de değil. Sabit bir değer diyelim. Her neyse, bu sabit değerin ne olduğunu biliyorum. Ve sizin uzayı kirlettiğiniz o uydularla da bu sinyali Dünya çevresinde dolaştıracağım. Televizyon yayını gibi yani. TARDIS bu yayına bağlandığı zaman aramızda bir çeşit bağ oluşacak ve meraklı Doktor’umuz bu bağı takip edip sinyalin çıkış noktasını bulacak.” dedim nefessiz kalarak. “Ne yani uydulara erişebilmek için bizden güçlü bilgisayarlar mı isteyeceksin?” diye sordu Amy. “Sadece uydu alıcısına ve antene ihtiyacım var. Zaten televizyonunuz da olduğuna göre sorun yok.” dedim ve gülümsedim.
Ben işe koyulurken Amy ve Rory hemen döneceklerini, eksik eşyalarını kontrol edeceklerini söylediler. Benim için daha iyi olacaktı bu. Cebimdeki asıl aleti kullanmam için yalnız olmam gerekmiyordu ama ne demişler, her şeyin bir zamanı vardır.
Bu sırada…
“Konu Doktor’un geleceği olunca ona hiçbir şey söylemememiz gerektiğini sanıyordum.” dedi Rory küçük odanın kapısını kapatırken. Odanın duvarları açık yeşil renkti. Birkaç koltuk, bir sehpa ve kitaplık vardı odada. “Fakat Doktor, Arkhew’a özellikle onun oğlu olduğunu saklamaması gerektiğini, bizi bulmasını ve kendinin “eski” hallerinden birine ulaşması gerektiğini söylemiş. Buna ne diyorsun?” diye soran Amy’nin ardından Rory sırtını duvara yaslayıp “Doğru. Haklısın. Anlaşılan hem Doktor hem de Arkhew ne yaptığını biliyor. Peki ya annesinin River olduğunu söylemesi?” Amy bu sorudan sonra biraz düşündü. Yanında durduğu koltuğa otururken “Bilmiyorum. Bak, yaptığımız şeyden rahatsızım. Onu anlıyorum” Rory, Amy’nin elini tuttu. Eğer Doktor başından beri olacakları biliyorsa mesajda söylenenleri uygulamamız gerekir.” dedi ve o sırada içerden her şeyden habersiz Arkhew’un neşeli sesi geldi “Hadi ama onu yıllardır bekliyorum ve şimdi de sizi beklemeye hiç niyetim yok.”
Yeniden salonda…
Üçümüz de kapalı televizyonun üstündeki uydu alıcısına bakıyorduk. Nedeni belirsiz bir sessizliğin ardından “Başlayalım mı?” diye sordum. “Evet.” yanıtını duyunca elimdeki kumanda ile alıcıyı çalıştırdım ve bazı tuşlara bastım. Bir an sanki kapalı olan televizyonda bir şey belirecekmiş gibi hissederek televizyona baktım. Çok kısa bir süre sonra TARDIS’in o güzel sesini duydum. Heyecanlanarak çığlığı bastım. Rory “Ne kadar da çabuk.” dedi. Kocaman, siyah çantamı sırtıma aldım ve “Belki sinyal ulaşalı uzun bir zaman olmuştur ama sinyalin gönderildiği zamana gelmesine bu kadar şaşırma.” dedim. Rory’nin sessiz kalmasının ardından “Hadi gevezeliği bırakın ve dışarı çıkalım.” dedi Amy.
O güzel, mavi telefon kulübesini görmek için can atıyordum. Ve elbette Doktor’u da. Kapıyı açtığı anda Doktor karşımızda belirdi. Gayet neşeliydi. Sıra dışı saçı, kahverengi, çizgili ceketi, papyonu ve yüzündeki çocuksu gülümsemeyle alışık olduğum Doktor’dan farklıydı. Fakat gözlerinden tanıdığım Doktor olduğunu bir çırpıda anladım. “Selam Pond’lar!” dedi ve bir an bana döndü “Düşündüğümden daha… Hızlı çıktınız.” dedi ve kısa bir kahkaha attı. “Neden bizi her gördüğünde “Selam Pond’lar!” diyorsun ki diye sordu Rory. Bu sırada Doktor, Amy’ye sarılıyordu. “Çok uzun zaman oldu!” dedi Amy. Biraz neşeli ve biraz da kırgın bir ses tonu vardı. Doktor, benim kim olduğumu merak etmemişti bile. Bu davranışından vazgeçmeyerek Rory’nin sorusuna “Bu selamın benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin.” diye yanıt verdi. Rory’ye doğru ilerledi ve ona da sarıldı. Rory, “Arada kaynadı ama Arkhew…” beni işaret etti “…bizim çocuğumuz değil.” dedi. Bu ismi duyunca Doktor birden bana döndü. “Arkhew… Demek adın Arkhew… Selamlaşma kısmına geçmeden önce iki sorum var. İlki: Bana nasıl ulaştınız? İkincisi ise…” bana doğru bir adım attı “…tahmin edebileceğin gibi senin kim olduğun.” Sorularını tamamladıktan sonra parmağımla alıcıyı gösterip “Sinyali alıcıyla gönderdim…” Doktor ağzını açacaktı ki “…ve bu sinyali bilmemin nedeni daha önce TARDIS’te bulunmuş olmam.” diyerek sözünü kestim. Bana biraz daha yaklaştı yaklaştı ve “Peki ya kim olarak bulundun?” dedi. Amy ve Rory’ye de direkt söylemiştim, lafı uzatamazdım “Oğlun olarak.” dedim. Bunu o kadar çarpıcı söylemiş olmalıyım ki gerçeği bilen Amy ve Rory bile şaşırmış görünüyorlardı. Doktor bana oldukça kızgınmış gibi bakarak “Oğlum mu? Sen… Hayır, hayır… Eğer gelecekte bir oğlum olacaksa –ki geçmişten gelmediğini biliyorum, seni görseydim hatırlardım- ve o çocuk sen olacaksan bunu bana söylememen gerekiyordu. Neden söyledin? Ve oğlum olduğunu söyleyen birine neden inanacakmışım?” dedi ve kendimi bir boşlukta hissetmeme neden oldu. Doktor’dan ayrılmadan önce bana söyledikleri zihnimde canlandı ve “Bunu sen istedin. Kendi kurallarını kendin çiğnedin. Eğer nedenini merak ediyorsan cevap sende.” dedim sonunu vurgulayarak.
Bana inanması için boynumdan Gallifrey sembolleriyle dolu olan siyah kolyemi çıkardım. “İkinci sorunun cevabı da burada.” dedim ve kolyeyi ona uzattım. Amy, Rory’ye fısıldayarak “Yine şu semboller.” dedi. Doktor kolyeye uzun uzun baktı. Ardından kolyeyi bana uzattı ve hiçbir şey demeden gözlerimin içine baktı. Anladığını hissettim. “Pekala… Şey bu ne kadar hoş geldin sürprizi gibi olsa da yolculuğumuzu aksatmamamız gerek. Sizin sinyal bana ulaşmadan önce gece vakti bir hastanede gerçekleşen “sıra dışı” olaylarla ilgili bir mesaj aldım. Kimden geldiği belirsizdi. Sanırım bir hemşire…” Rory’ye döndü bunu söylerken “…ve bir doktor için işinin başına geçme zamanı geldi.” diyerek ekledi ve üçümüze de gülümsedi.
“Parmaklarını şaklatarak TARDIS’in kapısını açtığını daha önce de görmüştüm! Elbette etkilenmedim!” dedim Doktor’a. “Bari heyecanlansaydın, şaşırsaydın! Ya da en azından rol yapsaydın olmaz mıydı sanki?” derken konsolun başında sırıtıyordu. Konuşmadığı zamanlarda gözüm hep TARDIS’teydi. Asıl yuvam burasıydı. Doktor’la bu kadar çabuk birbirimize ısınmamızın doğal olduğunu düşündüm. “Şu sıra dışı olayların ne olduğunu bize söylemeyecek misin Doktor?” diye sordu Rory. Doktor’dan “Ben bile ne olduğunu bilmiyorum.” yanıtını alınca hayal kırıklığına uğradı. Doktor, “Ama öğrenmek için…” bir kolu aşağıya indirdi “…dışarı çıkabilirsin.” dedi. Dördümüz de dışarı çıktık. Boş bir istirahat odasındaydık. Oda boş olduğu için ışığı yanmıyordu. Etraf zifiri karanlıktı. Fakat beyaz hasta yatağı bu zifiri karanlıkta bile kendini belli ediyordu. Doktor, tornavidasını çıkardı ve odanın ışıklarını açacak düğmeye bastı. Odanın kapısındaki “KULLANIM DIŞIDIR” yazısını işaret eden Amy “İlginçtir ki kullanım dışı olan odanın kapıları açık.” dedi. “Bu kullanıldığını gösterir mi?” diye soran Doktor yanıtı dinlemeden koridora çıktı. Peşinden biz de çıktık. Koridorun bulunduğumuz kısmı camlarda sızan ay ışığıyla aydınlanıyordu fakat tam seçemediğim koridorun sonu karanlıktı. “Tüm hastane mi kullanım dışı yani?” diye dalga geçer gibi soru sordum. “Belki de sigortalar atmıştır? Yedek jeneratörün olmadığını da düşünmemiz gerek elbette.” diye fikir yürüttü Rory. Bir adım atmamızla ışıklar koridoru aydınlattı. “Yedek jeneratör varmış.” dedi Doktor. “Haydi, yetkili birilerini bulalım.” dedi fakat her yer sessizdi. Yürüdüğümüzde ses koridor boyunca yankılanıyordu.
Karşımıza aniden bir hasta bakıcı çıktı. Yeşil gözleri bizi süzdü. Özensiz toplanmış sarı saçları göze batıyordu. Biraz şişkin olan yanaklarında doğal bir pembelik vardı.“Ziyaret vaktimiz…” diye söze başlamışken Doktor onun sözünü kesti ve teftiş için geldiğimizi söyleyip psişik kâğıdını çıkardı. “Geç kaldık özür dileriz.” dedi ve gülümsedi. Hasta bakıcı bir an beni tekrardan süzer gibi oldu ama “Peki öyleyse gelin. Yalnızca iki kişiyi hasta odasına alabiliriz.” diyerek karşımızda dikilmeye devam etti. “Peki ya diğer iki kişi?” diye soran Rory’ye cevap arkadan geldi, “Onlar da benimle gelecekler.” Arkamızda, başka biri dikiliyordu. Beyaz önlük giymiş, koyu kahve saçarını jöle ile dikleştirmiş olan adama şöylece baktım. Uykusuz kaldığı ve bizi gördüğüne pek sevinmediği belliydi. Gözlerinin altı koyu bir renge bürünmüş, kaşları çatılmıştı. Elinde, rulo yaptığı belgeler duruyordu. “Peki öyleyse ben Arkhew ile giderim.” diyen Amy onay almak için Doktor’a ve Rory’ye kısa süreliğine baktı. Keşke gerçek adımı kullanmasaydı diye düşündüm. Sorun olmadığına karar verince bize eşlik edecek olan hemşirenin yanına gittik. “Teftiş için biraz genç değil misin?” diye soran hemşire “Staj için buradayım. Belgelerim John Smith’te.” diyerek Doktor’u işaret ettim. Her şey çok ani ve hızlı gelişiyordu.
Adının Rick olduğunu söyleyen hemşire bizi bir hastane turuna çıkardı. Bir yandan yürüyorduk bir yandan da hemşirenin “Sizi bu kadar geç saatte beklemiyorduk.” sözüne yanıt bulmaya çalışıyorduk. Sonunda Amy “Gündüz zaten yoğunuz. Gece ziyaretlerine alışmanız gerek biz ilk ve son olmayacağız.” diyerek sıyrılmayı başardı. “Ama bu benim son ziyaretim olacak.” diye ekledim. Bu yalanlar bana söylense açıkçası kendimi pek rahat hissetmezdim. Ters giden bir şeyler olduğunu hemşireden ziyade biz belli ediyorduk. Rick önde, ben ve Amy arkada ilerliyorduk. Rick birden bize döndü “Sanırım sizi kat kat gezdirmem anlamsız olur. İsterseniz ameliyathaneleri dolaşalım ve bu sırada siz de şu belgeleri inceleyin.” dedi elindeki belgeleri uzatırken. “Tamam, sorun yok.” dedi Amy ve dosyaları inceliyormuş gibi yaptı. Rick tekrar arkasını dönünce ona “Ameliyathane mi?! Bir de sorun yok diyorsun daha orada ne yapacağımızı bile bilmiyorsun!” diye fısıldadım. O da bana “Merak etme sadece turluyoruz asıl konuya geleceğiz elbette. Merak etme sen kontrol bende. Sen sadece staj için buradasın.” diyerek yanıt verdi.
Bu sırada…
Bir hasta yatağının başında duran Doktor, Rory ve hemşire sessizdiler. Yatağın karşısında, yukarıda bir televizyon vardı ve Rory’nin gözü ara sıra bu televizyona kayıyordu. Doktor bu sessizliği bozdu “Bu hastanın nesi var? Belgelerini görmem mümkün mü?”. “Elbette. Buyurun.” deyip dosyaları uzattı hemşire. Odada sadece hastanın olduğunu fark eden Rory ise “Bu hastanın refakatçisi yok mu?” diye sordu. Doktor, “Güzel bir noktaya deyindin.” demesinin ardından dosyayı bıraktı ve “Neden bu hasta yalnız?” diye sordu. “Ailesi bu gece onunla birlikte olamayacak.” diye açıklama yaptı hemşire. Uyuyan adama son bir kez bakıp ışığı kapatıp odadan çıktılar. “Adınız neydi bu arada?” diye soran Rory “Nancy. Başka bir odaya da göz atmak ister misiniz?” cevabını verdi. Doktor, ellerini birbirine sürttü ve “Elbette. Haydi bakalım.” .
Girdikleri odada çok yaşlı bir kadın hasta vardı. Ve yine refakatçisi yoktu. Bu sefer Doktor yine neden refakatçilerin olmadığını sordu. Nancy’den önceki odadaki cevabı aldı. “Hepsi de bir güzel uyuyor. İlgilenmenize de gerek yok değil mi?” diyen Doktor elindeki dosyayı hızlı bir şekilde yere fırlattı. Çıkan sese rağmen kadın uyanmadı. “Rory, Nancy’den kayıtları alabilir misin?” diye soran Doktor “Onu buradan çıkar.” dercesine bir bakış attı. “Kayıtlar koridorun sağında beni izleyin lütfen. Bu arada Bay Smith lütfen odada çok uzun süre kalmayın. Hastalarımızın rahatı için.” diyen hemşire Rory’yi de alarak odadan çıktı. Doktor, önce kadının kalbinin atıp atmadığına baktı. Kalbi gayet düzgün atıyordu. Sonik tornavidasıyla bedenini de taradı. Bir sorun görünmüyordu. Sakinleştirici almış olabileceğini düşündü. Doktor dosyayı özellikle yere atmıştı. Kadının uyanıp uyanmayacağını test etmek için.
Doktor odadaki ışığı kapattı. Odadan çıkıyordu ki ışıkları kapattıktan sonra arkasından gelen tiz bir ses duydu. Yavaşça arkasını döndü ve karanlık odayı aydınlatan yeşil ışığı fark etti. Bu yeşil ışık hastanın açık olan ağzından ve gözünden geliyordu. Tiz sesin kaynağı bu ışıktı. Doktor kadına yaklaşmadan önce sonik tornavidasını havaya doğrulttu ve yabancı bir şeyler aradı. Yabancı bir şeyler bulamamasının ardından yerdeki dosyayı “gerçekten” incelemeye karar verdi. Işıkları yeniden açtı ve kadının tekrar sakin bir şekilde uyuduğunu gördü. Işığı tekrar kapadığında ise kadın yavaşça ağzını ve gözlerini açtı, yeşil ışık odayı aydınlattı. Doktor ışığı açmadan kadına yaklaştı ve sonik tornavidasıyla onu bir kez daha taradı. Sonuçtan memnun görünmeyen Doktor “Işık” diye düşündü. Işıklar bu yüzden kapalı olabilir miydi? Ardından ona gelen mesajı hatırladı. Mesajda sıra dışı olayların gece olduğu söyleniyordu. Bir bağlantı olmalıydı. “Hayır.” dedi içinden. Ardından odadan çıktı ve yan odaya girdi. Işıklar kapalıyken yan odadaki adamın da gözlerinden ve ağzından çıkan yeşil ışığı fark etti. “Rory.” dedi ve hızlıca Rory’nin ve hemşirenin gittiği yönden ilerledi.
Amy ve Arkhew’un yanında…
“Gördüğünüz gibi ameliyathanelerimiz steril durumdadır. Cerrahlarımızın başarısını da duymuşsunuzdur elbet.” diyerek hastaneyi övüyordu Rick. Dayanamayıp “Hastane neden bu kadar boş? Neden burada kimse yok sizin ve o öbür hemşirenin dışında? Ya acil bir durum çıkarsa? Ya hastaların bir şeye ihtiyacı olursa?” diye sordum. Sorumu dikkate almayıp yine beni ve Amy’yi geride bırakan Rick “Şimdiki durağımız ilaç depolarımız.” dedi. “Neden biz görmek istediğimiz yeri görmüyoruz da hep siz bizi bir yerlere götürüyorsunuz?” diye güzel bir soru sordu Amy. Rick’i sorularmızla sıkıştırmaya çalışıyorduk. Bize dönen Rick “Teftişte kontrol edilecek yerler bize daha önceden bildirilmişti. Prosedür böyle işliyor.” diye yanıtını verdi ve yürümeye devam etti. “Bize söylenen bu değildi” diye karşılık veren Amy’nin ardından Rick durdu ve “Bize söylenenin dışına çıkamam hanımefendi üzgünüm. Şimdi ilaç depomuza gidiyoruz. İlaç depomuzun ne kadar büyük ve ilaç çeşitliliği bakımından ne kadar zengin olduğunu duymuş muydunuz? Hem de ilaçlarımızı gerek oda sıcaklığında gerekse soğuk ortamlarda tutmamız için birçok farklı bölümden oluşuyor bu depo.” dedi bir tur rehberi gibi. Olması gereken normal durumları ve koşulları fazla abartıyordu. Söylediği sözün ardından yürümeye devam ettik.
Görünen o ki depo en alt kattaydı. Bunu asansöre bindiğimizde hemşirenin “-2” tuşuna bastığında anladım. “Söyler misiniz hemşire Rick, bu hastanede hiç… alışılmamış olaylar oluyor mu?” diye soruverdim. Bana sert bir şekilde bakan hemşire “Elbette hayır. Kesinlikle olmuyor.” dedi. Bu sert çıkışından hem Amy hem de ben huylanmıştık doğrusu. Asansör durduğu zaman “İşte geldik. Burası depomuz.” dedi hemşire. “Ne yani tüm katı depo olarak mı kullanıyorsunuz?” diye bir soru sordu Amy hemşireyle dalga geçer gibi. Rick, bunun altında kalmayarak “Evet! Büyük olduğunu söylemiştim bir de teftiş için geldik diyorsunuz! Daha dikkatli olun yoksa gözünüzden kaçan şeyler bol olur.” diyip göz kırptı. Bana oldukça iğrenç gelen bu harekete bir şey söylemedim. Depo gerçekten de büyüktü. Asansörden çıkan koridoru takip ettiğinizde geniş bir hole ulaşıyordunuz. Bu yuvarlak holün etrafında ise adlandırılmış ilaç depoları duruyordu. Bu adlandırmalar genelde “-10 VE 0 DERECE ARASI” , “5 VE 25 DERECE ARASI” tarzında sıcaklığa göreydi. Karıştırılmaması için her kapıda daha ayrıntılı liste bulunuyordu.
Rick hiçbir şey söylemeden dümdüz ilerledi. İlerlediğimiz depo “-20 VE -10 DERECE ARASI” adlı bölümdü. “Neden buraya giriyoruz?” diye sordu Amy tedirgin bir ses tonuyla. “Öncelikle almam gereken ilaçlar ve aylık kontrol belgeleri var. Merak etmeyin deponun kapısını açınca donmayacaksınız. Her depo iki bölümden oluşur. Bunların ilki size bahsettiğim belgelerin dosyalandığı bölüm. Buradan deponun ısısını da kontrol edebiliyorsunuz. İlaçları almak için ısıyı düşürmek gerek öncelikle.” yanıtını almasına rağmen hiç rahatlamayan Amy, göz ucuyla bana baktı. Ben de rahatlamamıştım elbette. Rick kapıyı bir anahtarla açtı ve ilk bölüme girdik. Kontrol panelinin başına geçti ve sıcaklığı düşürdü. “Bunu yapman ilaçları etkilemez mi? Neden birden ısılarını değiştiriyorsun?” diye sordum. “Siz de gerçekten meraklı çıktınız. Bu depodaki ilaçlar etkilenmez merak etme.” diye geçiştirdi Rick. Dediklerimi dikkate almıyordu. Bizim gerçekten teftiş için orada olduğumuzu düşünmediğine emindim. Bize çocukmuşuz gibi davranıyordu. Bir kod girdi ve ardından ikinci bölümün büyük dikdörtgen kapısı açıldı.
Kapının aşağısından soğuk buhar sızıyordu. “Şey, siz girin lütfen içerideki düzenlemeyi görmenizi istiyorum ben belgeleri alıp yanınıza gelirim.” dedi Rick. Bir şeyler peşinde olduğundan şüpheliydim. Görünen o ki Amy de öyleydi. Açık kapının önünde dikildiğimi ve hareket etmediğimizi fark eden Rick “Dosyayı almaya gidiyorum. Tekrar söylüyorum siz girin ben geleceğim.” dedi. Yine hareket etmediğimizi gören Rick yanımıza geldi. “Bir sorun mu vardı? Neden ilerlemiyorsunuz?” dedi ters ters bakarak. Amy, “Hiçbir yere…” diyordu ki birden Rick ikimizi de hazırlıksız yakalayıp depoya doğru itti. Bir insana göre oldukça güçlüydü. İkimiz de yere düştük. Önce kalkıp Amy’yi kaldırmayı düşünürken kapanmak üzere olan kapının ve deponun arasında olduğumuzu fark ettim. Amy’nin elini tutup “Haydi! Çabuk!” diye bağırdım fakat Amy ayağa kalktığında son gördüğüm şey kapıyı kapatan Rick’in yeşil gözleri oldu. Doktor’un yanındaki hemşirenin gözleri de yeşildi. Bu bir tesadüf olmalıydı.
Çaresizce demir kapıya vurup bağırıyordum. Fakat yararı olmadığı belliydi. Oda soğumaya başlamıştı. “Kapana kısıldık.” dedi Amy. “Yaptığımız kesinlikle aptalcaydı!” dedim kapının etrafında dolanırken. Amy ise sadece kapıya bakıyordu. “Sence Doktor fark eder mi?” diye sordu. “Eğer bu hemşirelerin hepsi böyleyse…” bir an durdum “Bilmiyorum.” dedim. Birden ışıklar sönmeye başladı. Karanlık korkum vardı. Sırtımı kapıya dayadım. Kendimi kötü hissediyordum. “Amy… Benim… Karanlık korkum var.” diyebildim. Amy yanıma geldi ve gittikçe ödlekleşmeye başladığımı görünce elimi tuttu. “Sakin ol. Doktor bizi bulur. Her zaman başımızı beladan…” diyordu ki karşımızda daha önce fark etmediğimiz parıldayan, yaklaşık bir insan boyunda, yere kök salmış yumurta benzeri yapıyı fark ettik. Yapının üzerinde bir takım çizimlere benzeyen kıvrımlı uzuvlar vardı. Yeşil olan yumurtadan ince, tiz bir ses gelmeye başladı. Daha güçlü ışık yayıyordu şimdi. Gittikçe hareketlenmeye başladı. Öylece sallanıyordu. Başımız kesinlikle dertteydi. “Kapıyı açın! Doktor!” diye bağıran Amy’nin aksine bu zamana kadar nasıl aklıma gelmediğine şaştığım cebimde bulunan kurtuluş anahtarımız aklıma geldi. Elimi cebime attım ve “Bu sefer kendimiz kurtuluyoruz.” dedim.
Devam Edecek…
Bu mesaj en son " 29-02-2012 " tarihinde saat 08:42 PM itibariyle OsmiyuM tarafından düzenlenmiştir...
"Demons run when a good man goes to war.
Night will fall and drown the sun
When a good man goes to war.
Friendship dies and true love lies,
Night will fall and the dark will rise
When a good man goes to war..."
Görünenin Ardındaki Sır Perdesini Aralayın...
Mavi Kutunun Gölgesinde


Ov süper bir hikayeydi Osman.Çok beğendim.Devamını bekliyorum.
"Demons run when a good man goes to war.
Night will fall and drown the sun
When a good man goes to war.
Friendship dies and true love lies,
Night will fall and the dark will rise
When a good man goes to war..."
Görünenin Ardındaki Sır Perdesini Aralayın...
Mavi Kutunun Gölgesinde
Hikaye yayınladığım Giriş bölümü ve ek olarak on bölümden oluşuyor. Hepsi hazır durumda, siz okudukça, fikrinizi söyledikçe yenilerini eklerim.
"Demons run when a good man goes to war.
Night will fall and drown the sun
When a good man goes to war.
Friendship dies and true love lies,
Night will fall and the dark will rise
When a good man goes to war..."
Görünenin Ardındaki Sır Perdesini Aralayın...
Mavi Kutunun Gölgesinde
bittim yaaaaa. ben hayatımda böyle fanfiction okumadım.
Ölümde buldum ölümsüzlüğü
Her ışık bir gün söner ve bittiği yerde daima karanlık vardır.
devamını bekliyorum
"Demons run when a good man goes to war.
Night will fall and drown the sun
When a good man goes to war.
Friendship dies and true love lies,
Night will fall and the dark will rise
When a good man goes to war..."
Görünenin Ardındaki Sır Perdesini Aralayın...
Mavi Kutunun Gölgesinde
Bu Sayfayı Paylaş